Wednesday, 1 August 2012
Monday, 30 July 2012
KATI OLİMPİYAT KURALLARI SPONSOR OLMAYAN MARKALAR İÇİN AVANTAJA DÖNÜŞÜYOR
Olimpiyat Feneri
PRWeek’in son podcastinde tartışıldığı üzere;
Olimpiyat oyunlarının sıkı sponsorluk düzenlemeleri, oyunlara sponsor olmayan
markalar için avantaja dönüştü.
Dünyanın gözü Londra Olimpiyat Oyunları’na
çevrilmişken, bu haftanın PRWeek podcasti, markaların olimpiyatlardan nasıl
yararlandıklarını inceledi.
Lord Coe’nin (Lord Coe, otherwise Sebastian Newbold Coe , eski İngiliz atleti ve politikacı, şimdi Londra Olimpiyat Oyunları Organize Komites Başkanı), oyunlara Nike spor ayakkabı
giyerek gelen ziyaretçilere karşı beslediği kafa karışıklığına dayanarak,
Hope&Glory’nin kreatif direktörü Gavin Lewis şöyle söyledi:
“Seb Coe ve diğer insanların,
olimpiyatlara çok fazla yatırım yapmış olan markaları korumaya çalışmaları
doğru bir davranış. Fakat, sponsor olmayan markaların olimpiyatlarda bir şekilde
yer almasına izin verecek kadar katı bir uygulama, sponsor markaların kendi
kendilerini sırtlarından vurmaları anlamına da geliyor.”
Lewis, sponsor olan Coca Cola’ya kıyasla, mazlum taraf olan Pepsi’nin konumuna işaret etti, Hill+Knowlton Strategies’den (New York menşeili global PR şirketi) Anthony Scammell de bu sponsorluk farkının, Paddy Power ve Oddbins gibi markalara yardımcı olduğunu belirterek Lewis’i doğruladı. Bununla birlikte spor müsabakaları pazarlama ve sponsorluk direktörü, olimpiyatların sahip olduğu yüksek profilin, markalar açısından bir denge sağlamada zorlayıcı bir faktör olduğunu belirtti.
Direktörün söyledikleri, sponsor markaların çoğunun, kendilerini olimpiyatlar ile iliştirerek halkın gözünde daha bilinir hale gelme konusunda başarılı olduklarını gösteren PRWeek marka ünü anketine dayanarak devam ediyor.
Lewis ve Scammell, sponsorlardan Adidas’ın, daha olimpiyatların organizasyonu aşamasında öne çıktığını vurgularken, P&G ve BAA’in de diğer markalar arasında büyük taktir gördüğünü belirtmiştir.
Scammel aynı zamanda, sosyal medyanın, oyunların ilk olarak “dijital oyunlar” olarak markalaşmasındaki önemine de vurgu yaptı ve kendi haberlerini kendileri yapan atletlerin sayılarının artmasıyla, sosyal ve dijital medyanın rolüne dikkat çekti:
“Gazete ve televizyonlarda sınırlı alan var ve oyunlar başladığı zaman bu sınırlı alanlar daha çok olimpiyat ajandası ile kaplanacak; bu da, mesajlarını iletebilmeleri açısından, markalara açık bir kanal olarak algılanabilir.”
Scammel son olarak
şunu ekliyor:
”Başarılı markalar,
mesajlarını,çeşitli kanallar yoluyla sürekli tekrarlayan markalardır.”
Sunday, 29 July 2012
HER PR PROFOSYONELİNİN SOSYAL MEDYAYA DAİR YAPMASI GEREKEN 10 ŞEY
Danışmanlık şirketi Gaylord LLC’yi kurmadan önce, Washinton D.C, Cleveland ve Sydney, Avustralya’da, haber muhabiri olarak 15 yıldan fazla bir iş deneyimine sahip Becky Galylord’un, sosyal medyayı etkili şekilde kullanmak adına sıraladığı 10 maddelik listesine yer vermek istiyorum. Liste ilk bakışta hepimizin zaten bildiklerini sıralamış gibi gözükse de, ben hala haberdar olmayıp gözden kaçırdığımız oldukça yararı dokunabilecek sosyal ağ platformlarının olduğuna inanıyorum. Bu yüzden Galylord’un bu listesini paylaşıma değer gördüm.
“
Sosyal
Medya, oldukça fazla zamanınızı alabilir, elbette izin verdiğiniz ölçüde.
Sosyal medya aktivitelerini, gerçek hayatta sahip olduğumuz anlamlı işler ve
ilişkilerle bağdaştırabilmek çok önemli. Bunun için, önceliklerin de
sıralandığı bir “sosyal medyada yapılacaklar” listesi hazırlanmalı. Aşağıda 10
maddelik bir liste yer almakta:
1. Twitter Fotoğrafınızı Kontrol Edin
Sosyal medyada, insanlar
hakkınızda oldukça az ipucuna sahiptirler. İletişim kurarken ne ses tonunuz ne
de değişen surat ifadeniz görünür. Bu yüzden iyi bir amaca hizmet etmek için
Twitter’daki standart yumurta avatarını bir fotoğrafla değiştirmenizde fayda
var.
2. Daha İyi Bir Twitter Profili Yazın
2. Daha İyi Bir Twitter Profili Yazın
Profilinizi yazmak için
sadece 160 karaktere sahip olduğunuzdan, kelimelerin seçimine çok daha fazla
özen göstermelisiniz. Fakat bu kısmı boş bırakmak kesinlikle başvuracağınız bir
seçenek olmamalı. Fotoğrafı olmayan bir takipçi gibi, profil tanımı olmayan bir
kullanıcı da takipçiniz tarafından engellenmek için geçerli bir sebep.
3. Bir LinkedIn Profili Edinin ve Bunu Besleyin
Son
araştırmalar gösterdi ki; her 10 şirketten 8’i istihdam süreçlerinde LinkedIn’e
başvurmakta. Aktif olarak bir iş arama sürecinde olun ya da olmayın, LinkedIn
sizin özgeçmişinizin sağlam bir uzantısıdır. Bu alanda muhakkak bir profile
ihtiyacınız var.
4. Bir Blog ya da Web Sitesi Açın
Bu, kişilerin profosyonel anlamda bir hızlanma sürecine geçmelerinin akıllıca bir yolu olarak kabul edilir. Uygun araç ve yazılımlarla, yeteneklerinizi, uzmanlıklarınızı ve ayırt edici bir özellik olan gönüllü aktivitelerinizi sergileyebileceğiniz bir web sitesi kurmak oldukça kolay. Bu yüzden, eğer kendi işiniz yoksa bile, görsel olarak çekici olan ve sizi yansıtan bir sayfanın sahibi olmak, günümüz rekabetçi pazarında harika bir fikir.
5. Buffer Kullanın
4. Bir Blog ya da Web Sitesi Açın
Bu, kişilerin profosyonel anlamda bir hızlanma sürecine geçmelerinin akıllıca bir yolu olarak kabul edilir. Uygun araç ve yazılımlarla, yeteneklerinizi, uzmanlıklarınızı ve ayırt edici bir özellik olan gönüllü aktivitelerinizi sergileyebileceğiniz bir web sitesi kurmak oldukça kolay. Bu yüzden, eğer kendi işiniz yoksa bile, görsel olarak çekici olan ve sizi yansıtan bir sayfanın sahibi olmak, günümüz rekabetçi pazarında harika bir fikir.
5. Buffer Kullanın
Bütün sosyal paylaşım
araçlarının içerisinde olmak neredeyse imkânsız. Fakat bu araçlardan özellikle
bir kaçı, içerik paylaşımını fazlasıyla kolaylaştırıyor ve keşfedilmeye
gerçekten değer. Buffer, paylaşım sürecinde, paylaşacaklarınıza dair “ne, ne
zaman ve nerede” seçeneklerini size sunan harika bir platform. Buffer ile
sadece birkaç dakika içerisinde, Facebook, Twitter ve LinkedIn üzerinden harika
veriler için ön yükleme yapabilirsiniz.
6. HootSuite Kullanın
Gün ve saat bakımından
programlanabilen bir paylaşım platformu kullanmak istiyorsanız, bir seçeneğimiz
de HootSuite. HootSuite, takip ettiğiniz kişiler ya da üzerinde konuşulmuş
tweetleriniz veya belli bir hashtag kullanan tweetler gibi, sadece sizin görmek
istediğiniz tweetleri seçmenize izin verir. Buffer gibi, HootSuite de oldukça
iyi çalışan bedava sürümlere sahip.
7. Fotoğraflarınızı Instagram ya da Pinterest gibi Platformlarda Paylaşın
7. Fotoğraflarınızı Instagram ya da Pinterest gibi Platformlarda Paylaşın
Fotoğraf paylaşımı ve diğer
görsel içerikler, sosyal medyanın en sihirli taraflarından biri. Bu sitelerden
her ikisi de bu sihiri fazlasıyla kolaylaştırıyorlar.
8. Klout Skorunuzu Kontrol Edin
8. Klout Skorunuzu Kontrol Edin
İnsanların
sosyal medyada ne kadar etkili olduklarını ölçen bu sosyal site birçok
eleştiriye maruz kaldı, hala da kalmaya devam ediyor. Fakat bu tarz bir sosyal
etkililik ölçümünün kalıcı olmadığını düşünenin ve bunu yayanın tek ben
olmadığını düşünüyorum. Üzerinde düşünülürse, bukonsept aslında oldukça eski.
Sadece yeni gibi gözüküyor çünkü şimdi ileri teknoloji ile donanımlanmış
şekilde. Sosyal sınıf, bir mağara adamı bir diğerini, bir mamutun yünü için alt
etmeye çalıştığından beri mevcut. Şüphesiz ki bu sınıfsallığı ilan eden,
civardaki mağara kadınları. Ve şimdi, gruplar arasında kimin daha fazla etkiye
sahip olduğunu tahmin edin? : ) Kadınlar.
Neyse ki
türlerimiz çağımızda çok daha karmaşık. Klout da, biz karmaşık türlerin
söylediklerinin, paylaştıklarının etkililiğini değerlendirmek adına bir analiz
ve ölçüm şekli sunar.
9.
Kred’inizi Kontrol Edin
Kred,
farklı bir derecelendirme sistemiyle bir sosyal ölçümleme aracı. Klout’tan daha
detaylı ve saydam olan Kred, sizin kaç puana, neden sahip olduğunuzu gösterir.
Bununla birlikte bir takım eleştirilere de maruz kalmakla birlikte gene de
Klout ve Kred’i tanımaya değer.
10. Google
Alerts Hakkında Bilgi Toplayın
Kullanımı
kolay bu araç size bir araştırma sistemi sunar. Herhangi bir araştırma terimi
kullanmak mümkün. Online olarak ününüzün zirvede kalması için, isminiz
internette geçtiği zaman bunu size haber verecek olan Google Alert’i kullanmak
oldukça iyi bir fikir olabilir.
“
Friday, 27 July 2012
OLİMPİYAT MADALYA SEVİNCİNDE SÖYLENMESİ GEREKEN 3 KELİME
Haydi hep beraber, 2012 olimpiyatlarındaki
atletlerin şimdi söyleyeceğimiz bir medya tavsiyesini önemseyeceklerini ve
röportajlarında büyük bir yurtseverlikle sorulara cevap vereceklerini umalım.
Aşağıda, 2012
Londra Olimpiyatları’nda yarışacak atletler için, geçtiğimiz Yaz ve Kış
oyunlarında yapılmayanlara dayanarak önerilen basit bir medya tavsiyesi yer
almakta.
Önerileni kolayca söyle, seyircilerini ve senden ne umduklarını hatırla.
İnsanlar, madalya
almaları için, sadece kişisel olarak atletleri değil bütünsel olarak daha çok
ülkelerini desteklemekteler.
Amerika’yı örnek
alırsak;
Çoğu Amerikan
atlet, 2008 ve 2010’da sadece kendi başarılarına odaklandılar. Fakat atletler
bu yıl neden Londra’da olduklarını hatırlamak zorundalar: Birleşik Devletleri
temsil etmek için.
Bu yüzden,
atletlere, galibiyetleriyle ilgili nasıl hissettikleri sorulduğunda, kendi
kişisel duyguları hakkında söz etmeleri kabul edilebilir; fakat haydi onların,
bu galibiyetlerinin ABD için olduğunu söylediklerini varsayalım.
Bu konuda, elde
ettikleri galibiyetleri ülkelerini temsil ettiği için çok fazla
gururlandıklarını her seferinde ısrarla söyleyen Kanada’lı atletlerden ders
alınabilir.
Şu bir gerçek ki,
madalya başarılarını ilk etapta temsil ettikleri ülkelere adayan profosyonel
atletler, bu atletlerin destekleyicileri tarafından her zaman çok daha fazla
takdir edilir.
Bu ayrıca
fazlasıyla kolay bir yöntem. Tek yapılması gereken, eklenecek 3 kelime: “ Benim
ülke için”
Yani bir atlet, “
Bu madalyayı aldığım için çok heyecanlıyım” demek yerine “ Bu madalyayı ülkem
adına aldığım için fazlasıyla heyecanlıyım” deyip gönülleri çok daha fazla
fethedebilir. Bu cümleyi kurduktan sonra, yarış sürecinde hissettiği duygulardan
bahsetmesinde hiçbir engel yoktur.
Aynı formül iş
dünyasında da oldukça işe yarar. Markalar, ülke sözcüğünü müşteri sözcüğüyle
değiştirebilirler. “Bu yeni ürün tanıtımından dolayı çok heyecanlıyız” yerine “
Müşterilerimize yaptığımız bu yeni ürün tanıtımından dolayı çok heyecanlıyız”
cümlesi çok daha pozitif bir anlam vererek marka-müşteri ilişkilerini
güçlendirici bir niteliğe sahiptir.
Tripp Frohlichstein
EĞLENCELİ VİDEO "UNITED BREAKS GUITARS" VE HİKAYESİ
En son bir YouTube
haberi paylaşmışken, 2008’de, YouTube’ta tıklanma rekorları kırmış bir videonun
hikayesini anlatarak devam etmek istiyorum. Şarkı, ABD’nin havayolu şirketi
United Airlines için bir krize sebep olduğundan, oldukça ilgi çekici bir
hikayeye sahip. Aynı zamanda, sosyal medya araçlarının, oluşabilecek krizlerde
ne derece önemli rol oynadığının da çok güzel bir örneği diye düşünüyorum.
Hikayeyi
ayrıntılandırırsam; söz konusu kriz, Kanada’lı müzisyen Dave Carrol’un, United Airlines’in,
yolculuk sürecinde kendisinin gitarını parçaladığını iddia etmesi üzerine
başlıyor. Carrol, kendisinin ve arkadaşlarının, bagaj yetkililerinin gitarları
Chicago’daki yol üzerinde parçaladıklarını gördüklerini iddia ediyorlar. Carroll
daha sonra 3.500 dolarlık Taylor gitarının gerçekten de parçalandığını görmek
için Chicago’ya gidiyor. Fox News’e verdiği röportajda da, gitarları el
bagajlarına dahil etmenin zorluklarından bahsediyor. Gitar hadisesinden ötürü Carroll, havayolu
şirketine dava açma girişiminde bulunuyor fakat bunun yapılabilmesi için
şirketin koştuğu “24 saat içinde başvurma” şartı buna engel oluyor.
Carroll’un
söylediğine göre, havayolu şirketiyle yapılan verimsiz görüşmeler tam 9 ay
sürüyor. Bunun üzerine Carroll, durumu anlatan bir şarkı besteleyip bir video
oluşturmaya karar veriyor. Şarkıdaki şu söz de, anlatılmak istenenin netliği hakkında
bilgi vermekte:
“Başka bir şirketle uçmalıydım yahut arabayla
yol almalıydım; çünkü United gitarları parçalıyor.”
Bu şarkı, Carroll’un,
havayolu şirketinin müşteri hizmetleri yetkilisi Ms. Irlweg ile muhataplığını
komik bir şekilde ele alıyor ve aynı zamanda Irlweg’in, şirketin ilkelerinin
kusurluğunu kabul etmesini hedefliyor. Mart 2010’da United Breaks Guitar’ın 3.
versiyonu da YouTube’tan kaldırılıyor. Olayla ilgili sonuncu şarkı; Carroll’un,
kariyerinde zirveye ulaştığı için, durumdan oldukça memnun olduğunu ve aynı
zamanda United’a, müşteri ilişkileri politikalarını değiştirmeleri konusunda
yaptığı bir uyarıyı vurguluyor. Şarkı aynı zamanda, United çalışanlarının
tamamının kötü olmadığına da değinerek şirketin gönlünü alıyor. Şarkının son
sözünü yazacak olursam;
“United’ın
değiştiğini söylüyorlar, öyle de umuyorum; hem eğer öyle değilse, sizinle kim
uçar?”
Söz konusu videolar
YouTube’a 6 Temmuz 2008’de yükleniyor ve bir günde tam 150.000 kez
görüntüleniyor. Bu rekor, şirketin Carroll ile iletişime geçmesini ve
yanlışlığın düzeltileceğine dair söz verilmesini sağlıyor. 9 Temmuz itibariyle
yarım milyonun üzerinde bir tıklanma rekoru kıran video Ağustos 2009 itibariyle
5 milyon gibi bir rakama ulaşıyor. 2011 Şubat’ında bu rakam 10 milyona çıkıyor.
Medya ise şarkının
çok süratli gelen başarısına ve United Airlines için küçük düşürücü bir PR
vakasına yol açtığına dikkat çekiyor. Carroll’un United deneyimine ve yaptığı
şarkıya olumlu bir tepki vermek adına, United Airlines temsilcisi, Carroll’un
girişimini “mükemmel” olarak niteliyor. United Airlines’ın müşteri ilişkileri
direktörü Rob Bradford ise Carroll’u arayarak özür diliyor ve videoların kurum
içi eğitimlerde kullanılması için izin bile istiyor.
Meydana gelen krize
yanıt olarak; United, yaşananlar sonucu, müşteri ilişkileri politikalarını
tekrar gözden geçireceklerini belirtip yaşananlardan muhakkak bir ders çıkaracaklarını
söylüyor.
Taylor Gitarları
sahibi Bob Taylor da olaydan haberdar olduktan sonra Carroll’u arayıp ona 2
gitar hediye etmeyi teklif ediyor.
Carroll,
protestosunun ulaştığı başarıdan ötürü, kendisine olan halk desteği için
teşekkür ettiği ve şirket ilkeleri dahilinde sadece işini yapmaya çalıştığı Ms.
Irlweg’e de daha anlayışlı bir şekilde seslendiği bir video yayınlıyor.
The Times’ın
haberine göre; United’ın, jest olarak Thelonious Monk Jazz Enstitüsü’ne
bağışladığı, gecikmiş bir tazminat olan 3000 dolar yine de United Airlines’ın
zedelenen imajını geri getirmek için yeterli değil.
Kriz neticesinde,
The Times’ın haberine göre, video yayınlandıktan sonra sadece 4 gün içinde,
United Airlines’ın stok fiyatları, hissedarlar için % 10 oranına karşılık gelen
180 milyon dolar değerinde düştü. Buna karşılık, bazı analistler ise, bu
düşüşün video ile direkt olarak ne derece ilgisi olabileceği üzerinde sorular
da sormuşlardır.
2012 Ocak ayında,
Carroll ve “United Breaks Guitars”, CBC/CNBC’de “Customer (Dis)Service” belgeselinde yer almıştır.
Görüldüğü gibi,
sosyal medya, krizlerin meydana gelmesinin asıl nedeni olabileceği gibi, bir
başka nedenden ötürü meydana gelen bir krizin, normalden çok daha hızlı bir
şekilde yayılmasına da ortam hazırlamakta. Sadece yayımlanan bir tweet yüzünden
bir kriz çıkabileceği gibi, çıkan bir kriz, bunu yayan milyonlarca tweet
aracılığıyla da büyük bir felakete dönüşebilir.
Yukarıdaki örnek
ise tüm dünyanın en çok takip ettiği sosyal medya platformlarından biri olan
YouTube üzerinden sesini milyonlara duyurmuş bir krizi detaylandırıyor. Burada
değerlendirilmesi gereken nokta, krize ne şekilde cevap verildiği. Çünkü
hepimiz biliyoruz ki, pek çok kriz, ustaca yönetilirse, büyük avantajlara
dönüştürülebilir. Bu örnekte de, United Airlines, Carroll’un yaratıcı
girişimine hızlı ve olumlu bir yanıt verip kendisinden birebir özür dileyerek,
üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. Bunun yanında, müşteri ilişkileri
politikalarında bir sorun olabileceğini Kabul etmesi ve bunları tekrar gözden
geçireceğini belirtmesi; söz konusu videoları, kurum içi eğitimlerde kullanmak
üzere yapıcı bir şekilde değerlendirme arzusu ve Jazz Enstitüsü’ne yaptığı
bağış da, aslında üzerine düşenin fazlasını yaptığını göstermekte.
United Airlines,
zedelediği imajını bir daha eski haline getirebildi ya da getiremedi; fakat
milyonların haberdar olduğu bu krizi atlatma sürecini profosyonel bir şekilde
yönettiği de bir gerçek.
Thursday, 26 July 2012
YOUTUBE KULLANICI YORUMLARINDA TRANSPARANLIĞA GİDİYOR
Bir kullanıcı adının arkasından, güvenlik kurallarını ihlal ederek Youtube’ta
kaba ve olumsuz yorumlar yapan insanların kim olduğunu hiç merak ettiniz mi?
Eğer YouTube bir yolunu bulabilseydi artık merak etmenize gerek
kalmayabilirdi.
Mashable tarafından yayınlanan bir rapora gore, YouTube,
kullanıcılarını, bir video yüklerken ya da onlara yorum yaparlarken, gerçek
isimlerini kullanmalarına zorluyor. Gerçek isim kullanmaya bir alternatif
olarak YouTube, kullanıcılara bir fotoğraf ya da Google Plus hesaplarını
kullanmalarını da öneriyor. Eğer bu öneri reddedilirse, kullanıcılar neden
reddettiklerini de seçmek zorunda kalıyorlar. (Google’ın YouTube’u 2006’da
1.65 Dolara satın aldığını hatırlatmakta da fayda var.)
YouTube’taki ileriye dönük değişikliklere nazaran
mühendis John Fisher şöyle düşünüyor: “Bu özellik, videolarınızın nasıl
göründüğüne ve YouTube’da nasıl keşfedildiğine dair daha fazla seçenek sunuyor.
Bununla birlikte, gerçek isimleri kullanmak herkes için geçerli değil. Belki
insanlar sizi YouTube kullanıcı isimlerinizle tanıyor. Belki isminizin YouTube
kanalıyla anılmasını istemiyorsunuz. YouTube’daki kullanıcı adınızı kullanmaya
devam etmeniz için sadece “ Gerçek ismimi kullanmak istemiyorum” uyarısına
tıklamanız yeterli.
YouTube’u, kimliklerini saklamak için kullananların
çoğunluğu yüzünden, sosyal medya bir dereceye kadar internet dünyası üzerinde
hakimiyet elde edebilmiştir. Kullanıcıların bazısı gönüllü olarak isimlerini
ifşa ederlerken bir çoğu da yorumlarını, kendi oluşturdukları kullanıcı
isimlerinin arkasından özgürce yapmaktadırlar. YouTube’un uygulamaya geçirdiği
yeni özellikle, yapılacak olan negatif
yorumlar, bu yorumlara herhangi bir tepki alınmamasını sağlayacak önlemlerle
yayımlanacak.
YouTube yorumcularının kendilerini deşifre etmelerine yönelik bu yeni
özellik, aynı zamanda, sosyal medyadaki markalar ve tüketiciler arasında daha
fazla bir transparanlık ve nezaketin önünü açıp açmayacağı sorusunu da akıllara
getiriyor. Markalar, tüketicilerle iletişim kurarlarken ve onların istek ve
ihtiyaçlarını dinlerken, genellikle Twitter, Facebook gibi sosyal medya
araçlarını kullanırlar. YouTube, şirketler için öncelikli bir sosyal medya
aracı değilken, yeni gelen bu transparanlık, eğer işe yararsa, daha
misafirperver bir ortamın kapısını açabilir.
Jamar Hudson, PRNews
Wednesday, 25 July 2012
EDELMAN'DAN SOSYAL MEDYANIN PR'DAKİ GELECEĞİ ÜZERİNE YORUMLAR
Edelman Dijital’den David Armano ve eBay’in baş
blogger’ı Richard Brewer-Hay’in, sosyal medyanın PR üzerindeki geleceği üzerine
yorumlarına aşağıda yer vermek istiyorum. "Pr Rehberi" internet
sitesinde rastlayıp okuduğum bu kaynak, iş dünyasındaki PR'ın kritik
noktalarını, günümüz teknoloji harikası sosyal medya ile net bir şekilde
ilişkilendirerek sektör ve geleceği üzerinde nokta atışlarında bulunuyor.
İyi okumalar.
“PR’ın geleceği neden PR’a
benzemiyor.” Bu konuda beş ana eğilim ortaya çıkıyor:
1. PR’ın odağı daralacak. Armano, PR uzmanlarının büyük olasılıkla odaklanma
ihtiyacı duyacağı bir tür iletişim dokunma noktalarını tanımlamak için, “mikro
– etkileşimler” terimini kullanıyor. Temel olarak iletişim, daha küçük
ölçeklerde gerçekleşecek; kitle anlayışı, bireysel anlayış kadar etkili
olmayacak. Sosyal medyanın ön plana çıkması daha kısa dikkat aralığı anlamına
geldi ve her bir bildirim veya sorunun gerçek zamanlı bir geri bildirime layık
olduğu fikri giderek güç kazandı.
2. Halkla ilişkiler ve müşteri
hizmetleri birlikte yürüyecek.Genellikle
ikisi ayrı yönetilen birimler olsa bile, müşteri hizmetleri her zaman halkla
ilişkilerle ilgili bir birim oldu. Kötü yürütülen müşteri hizmetlerinin, halkla
ilişkiler kabusuna dönüşebileceği bir sosyal medya dünyasında, bu ikisinin daha
yakın bir ilişkide bulunmaya ihtiyacı var, hatta belki de aynı birimde
bulunmaya. Firmanızın iç yapısı tüketicilerin umurunda değil; onlar sadece
kendilerini dinleyecek ve şikayetlerine cevap verecek birini ister.
3. Tartışmalar demografik
öğelerden daha önemli olacak.Pazarlamacılar
genellikle demografik bilgilere (yaş, cinsiyet vb.) güvenirler. Bu halkla
ilişkiler için değerli bir strateji değildir. Gelecekte halkla ilişkiler, daha
küçük, konu tabanlı tartışma grupları ve niş topluluklar arasında
yaşayacak. Topluluklar ilgi alanları etrafında birleşip gelişecek.
4. PR daha proaktif olacak. PR departmanı sık sık bir kriz ile başa çıkmak için
yöntemlerin geliştirildiği yer olarak görülür: Ancak genellikle bir şikayet ya
da olumsuz durum ortaya çıktıktan sonra sorunlarla ilgilenir ve medyadan gelen
eleştirilere yanıt verir. Zamanla, bu sistem PR’ın sahip olduğu kötü itibara
büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Gelecekte, PR uzmanlarının insanların
markaları hakkındaki düşünme biçimlerini şekillendirmek istediklerinde daha
proaktif olmaları gerekecek. İnsanların şirketleri algılama şekillerini, sadece
tartışmalara katılarak değil, aynı zamanda bu tartışmaları yönlendirerek
etkilemek durumunda kalacaklar. Bu da toplum yönetimi görevlerinin ürün
ekiplerinden uzağa ve PR’a doğru kayması anlamına gelir.
5. Sosyal medya eğitimi şart. Armano şöyle söylüyor: “Aptal olmayın, fakat korkak
da olmayın. Hepimiz işimizi kaybetmekten bir tweet uzak konumdayız.” Bu PR
uzmanlarının sosyal medya içerisinde birer saatli bomba oldukları anlamına
gelmez. Armano’nun söylemek istediği sosyal medyanın pek çok geleneksel yönteme
göre daha fazla riske girmek anlamına geldiğidir. Bunun da bir sonucu olarak
eğitim organizasyonlar için kilit olmalıdır. İşletmeler sosyal medya için esnek
kılavuzlara sahip olmalılar. Teknoloji ve en iyi yöntemler çok hızlı şekilde
değişir, PR uzmanları da bu değişimlere hızla adapte olmalı ve tek bir yöntem
ya da politikaya mecbur hissetmemelidir. Haber döngülerinin 5 ila 10 dakika arasında
olduğu bugünün medya dünyasında özgürlük çok önemlidir.
Kaynak: Becky Jones Blog
Subscribe to:
Posts (Atom)
