Monday, 30 July 2012

KATI OLİMPİYAT KURALLARI SPONSOR OLMAYAN MARKALAR İÇİN AVANTAJA DÖNÜŞÜYOR



                                            Olimpiyat Feneri


PRWeek’in son podcastinde tartışıldığı üzere; Olimpiyat oyunlarının sıkı sponsorluk düzenlemeleri, oyunlara sponsor olmayan markalar için avantaja dönüştü.
Dünyanın gözü Londra Olimpiyat Oyunları’na çevrilmişken, bu haftanın PRWeek podcasti, markaların olimpiyatlardan nasıl yararlandıklarını inceledi.

Lord Coe’nin (Lord Coe, otherwise Sebastian Newbold Coe , eski İngiliz atleti ve politikacı, şimdi Londra Olimpiyat Oyunları Organize Komites Başkanı), oyunlara Nike spor ayakkabı giyerek gelen ziyaretçilere karşı beslediği kafa karışıklığına dayanarak, Hope&Glory’nin kreatif direktörü Gavin Lewis şöyle söyledi: 
“Seb Coe  ve diğer insanların, olimpiyatlara çok fazla yatırım yapmış olan markaları korumaya çalışmaları doğru bir davranış. Fakat, sponsor olmayan markaların olimpiyatlarda bir şekilde yer almasına izin verecek kadar katı bir uygulama, sponsor markaların kendi kendilerini sırtlarından vurmaları anlamına da geliyor.”

Lewis, sponsor olan Coca Cola’ya kıyasla, mazlum taraf olan Pepsi’nin konumuna işaret etti, Hill+Knowlton Strategies’den (New York menşeili global PR şirketi)  Anthony Scammell de bu sponsorluk farkının, Paddy Power ve Oddbins gibi markalara yardımcı olduğunu belirterek Lewis’i doğruladı. Bununla birlikte spor müsabakaları pazarlama ve sponsorluk direktörü, olimpiyatların sahip olduğu yüksek profilin, markalar açısından bir denge sağlamada zorlayıcı bir faktör olduğunu belirtti.

Direktörün söyledikleri, sponsor markaların çoğunun, kendilerini olimpiyatlar ile iliştirerek halkın gözünde daha bilinir hale gelme konusunda başarılı olduklarını gösteren  PRWeek marka ünü anketine dayanarak devam ediyor.

Lewis ve Scammell, sponsorlardan Adidas’ın, daha olimpiyatların organizasyonu aşamasında öne çıktığını vurgularken, P&G ve BAA’in de diğer markalar arasında büyük taktir gördüğünü belirtmiştir.

Scammel aynı zamanda, sosyal medyanın, oyunların ilk olarak “dijital oyunlar” olarak markalaşmasındaki önemine de vurgu yaptı ve kendi haberlerini kendileri yapan atletlerin sayılarının artmasıyla, sosyal ve dijital medyanın rolüne dikkat çekti:

“Gazete ve televizyonlarda sınırlı alan var ve oyunlar başladığı zaman bu sınırlı alanlar daha çok olimpiyat ajandası ile kaplanacak; bu da, mesajlarını iletebilmeleri açısından, markalara açık bir kanal olarak algılanabilir.”

Scammel son olarak şunu ekliyor:
”Başarılı markalar, mesajlarını,çeşitli kanallar yoluyla sürekli tekrarlayan markalardır.”



Sunday, 29 July 2012

HER PR PROFOSYONELİNİN SOSYAL MEDYAYA DAİR YAPMASI GEREKEN 10 ŞEY



Danışmanlık şirketi Gaylord LLC’yi kurmadan önce, Washinton D.C, Cleveland ve Sydney, Avustralya’da, haber muhabiri olarak 15 yıldan fazla bir iş deneyimine sahip Becky Galylord’un, sosyal medyayı etkili şekilde kullanmak adına sıraladığı 10 maddelik listesine yer vermek istiyorum. Liste ilk bakışta hepimizin zaten bildiklerini sıralamış gibi gözükse de, ben hala haberdar olmayıp gözden kaçırdığımız oldukça yararı dokunabilecek sosyal ağ platformlarının olduğuna inanıyorum. Bu yüzden Galylord’un bu listesini paylaşıma değer gördüm.



Sosyal Medya, oldukça fazla zamanınızı alabilir, elbette izin verdiğiniz ölçüde. Sosyal medya aktivitelerini, gerçek hayatta sahip olduğumuz anlamlı işler ve ilişkilerle bağdaştırabilmek çok önemli. Bunun için, önceliklerin de sıralandığı bir “sosyal medyada yapılacaklar” listesi hazırlanmalı. Aşağıda 10 maddelik bir liste yer almakta:


1. Twitter Fotoğrafınızı Kontrol Edin

Sosyal medyada, insanlar hakkınızda oldukça az ipucuna sahiptirler. İletişim kurarken ne ses tonunuz ne de değişen surat ifadeniz görünür. Bu yüzden iyi bir amaca hizmet etmek için Twitter’daki standart yumurta avatarını bir fotoğrafla değiştirmenizde fayda var. 

2. Daha İyi Bir Twitter Profili Yazın

Profilinizi yazmak için sadece 160 karaktere sahip olduğunuzdan, kelimelerin seçimine çok daha fazla özen göstermelisiniz. Fakat bu kısmı boş bırakmak kesinlikle başvuracağınız bir seçenek olmamalı. Fotoğrafı olmayan bir takipçi gibi, profil tanımı olmayan bir kullanıcı da takipçiniz tarafından engellenmek için geçerli bir sebep.


3. Bir LinkedIn Profili Edinin ve Bunu Besleyin
Son araştırmalar gösterdi ki; her 10 şirketten 8’i istihdam süreçlerinde LinkedIn’e başvurmakta. Aktif olarak bir iş arama sürecinde olun ya da olmayın, LinkedIn sizin özgeçmişinizin sağlam bir uzantısıdır. Bu alanda muhakkak bir profile ihtiyacınız var. 

4. Bir Blog ya da Web Sitesi Açın

Bu, kişilerin profosyonel anlamda bir hızlanma sürecine geçmelerinin akıllıca bir yolu olarak kabul edilir. Uygun araç ve yazılımlarla, yeteneklerinizi, uzmanlıklarınızı ve ayırt edici bir özellik olan gönüllü aktivitelerinizi sergileyebileceğiniz bir web sitesi kurmak oldukça kolay. Bu yüzden, eğer kendi işiniz yoksa bile, görsel olarak çekici olan ve sizi yansıtan bir sayfanın sahibi olmak, günümüz rekabetçi pazarında harika bir fikir.

5. Buffer Kullanın

Bütün sosyal paylaşım araçlarının içerisinde olmak neredeyse imkânsız. Fakat bu araçlardan özellikle bir kaçı, içerik paylaşımını fazlasıyla kolaylaştırıyor ve keşfedilmeye gerçekten değer. Buffer, paylaşım sürecinde, paylaşacaklarınıza dair “ne, ne zaman ve nerede” seçeneklerini size sunan harika bir platform. Buffer ile sadece birkaç dakika içerisinde, Facebook, Twitter ve LinkedIn üzerinden harika veriler için ön yükleme yapabilirsiniz.


6. HootSuite Kullanın

Gün ve saat bakımından programlanabilen bir paylaşım platformu kullanmak istiyorsanız, bir seçeneğimiz de HootSuite. HootSuite, takip ettiğiniz kişiler ya da üzerinde konuşulmuş tweetleriniz veya belli bir hashtag kullanan tweetler gibi, sadece sizin görmek istediğiniz tweetleri seçmenize izin verir. Buffer gibi, HootSuite de oldukça iyi çalışan bedava sürümlere sahip.


7. Fotoğraflarınızı Instagram ya da Pinterest gibi Platformlarda Paylaşın

Fotoğraf paylaşımı ve diğer görsel içerikler, sosyal medyanın en sihirli taraflarından biri. Bu sitelerden her ikisi de bu sihiri fazlasıyla kolaylaştırıyorlar.

8. Klout Skorunuzu Kontrol Edin

İnsanların sosyal medyada ne kadar etkili olduklarını ölçen bu sosyal site birçok eleştiriye maruz kaldı, hala da kalmaya devam ediyor. Fakat bu tarz bir sosyal etkililik ölçümünün kalıcı olmadığını düşünenin ve bunu yayanın tek ben olmadığını düşünüyorum. Üzerinde düşünülürse, bukonsept aslında oldukça eski. Sadece yeni gibi gözüküyor çünkü şimdi ileri teknoloji ile donanımlanmış şekilde. Sosyal sınıf, bir mağara adamı bir diğerini, bir mamutun yünü için alt etmeye çalıştığından beri mevcut. Şüphesiz ki bu sınıfsallığı ilan eden, civardaki mağara kadınları. Ve şimdi, gruplar arasında kimin daha fazla etkiye sahip olduğunu tahmin edin? : ) Kadınlar.

Neyse ki türlerimiz çağımızda çok daha karmaşık. Klout da, biz karmaşık türlerin söylediklerinin, paylaştıklarının etkililiğini değerlendirmek adına bir analiz ve ölçüm şekli sunar.


9. Kred’inizi Kontrol Edin

Kred, farklı bir derecelendirme sistemiyle bir sosyal ölçümleme aracı. Klout’tan daha detaylı ve saydam olan Kred, sizin kaç puana, neden sahip olduğunuzu gösterir. Bununla birlikte bir takım eleştirilere de maruz kalmakla birlikte gene de Klout ve Kred’i tanımaya değer.


10. Google Alerts Hakkında Bilgi Toplayın

Kullanımı kolay bu araç size bir araştırma sistemi sunar. Herhangi bir araştırma terimi kullanmak mümkün. Online olarak ününüzün zirvede kalması için, isminiz internette geçtiği zaman bunu size haber verecek olan Google Alert’i kullanmak oldukça iyi bir fikir olabilir.


Friday, 27 July 2012

OLİMPİYAT MADALYA SEVİNCİNDE SÖYLENMESİ GEREKEN 3 KELİME




Haydi hep beraber, 2012 olimpiyatlarındaki atletlerin şimdi söyleyeceğimiz bir medya tavsiyesini önemseyeceklerini ve röportajlarında büyük bir yurtseverlikle sorulara cevap vereceklerini umalım.
Aşağıda, 2012 Londra Olimpiyatları’nda yarışacak atletler için, geçtiğimiz Yaz ve Kış oyunlarında yapılmayanlara dayanarak önerilen basit bir medya tavsiyesi yer almakta.

Önerileni kolayca söyle, seyircilerini ve senden ne umduklarını hatırla.

İnsanlar, madalya almaları için, sadece kişisel olarak atletleri değil bütünsel olarak daha çok ülkelerini desteklemekteler.

Amerika’yı örnek alırsak;

Çoğu Amerikan atlet, 2008 ve 2010’da sadece kendi başarılarına odaklandılar. Fakat atletler bu yıl neden Londra’da olduklarını hatırlamak zorundalar: Birleşik Devletleri temsil etmek için.
Bu yüzden, atletlere, galibiyetleriyle ilgili nasıl hissettikleri sorulduğunda, kendi kişisel duyguları hakkında söz etmeleri kabul edilebilir; fakat haydi onların, bu galibiyetlerinin ABD için olduğunu söylediklerini varsayalım.
Bu konuda, elde ettikleri galibiyetleri ülkelerini temsil ettiği için çok fazla gururlandıklarını her seferinde ısrarla söyleyen Kanada’lı atletlerden ders alınabilir.

Şu bir gerçek ki, madalya başarılarını ilk etapta temsil ettikleri ülkelere adayan profosyonel atletler, bu atletlerin destekleyicileri tarafından her zaman çok daha fazla takdir edilir.

Bu ayrıca fazlasıyla kolay bir yöntem. Tek yapılması gereken, eklenecek 3 kelime: “ Benim ülke için”
Yani bir atlet, “ Bu madalyayı aldığım için çok heyecanlıyım” demek yerine “ Bu madalyayı ülkem adına aldığım için fazlasıyla heyecanlıyım” deyip gönülleri çok daha fazla fethedebilir. Bu cümleyi kurduktan sonra, yarış sürecinde hissettiği duygulardan bahsetmesinde hiçbir engel yoktur.

Aynı formül iş dünyasında da oldukça işe yarar. Markalar, ülke sözcüğünü müşteri sözcüğüyle değiştirebilirler. “Bu yeni ürün tanıtımından dolayı çok heyecanlıyız” yerine “ Müşterilerimize yaptığımız bu yeni ürün tanıtımından dolayı çok heyecanlıyız” cümlesi çok daha pozitif bir anlam vererek marka-müşteri ilişkilerini güçlendirici bir niteliğe sahiptir.

Tripp Frohlichstein 


EĞLENCELİ VİDEO "UNITED BREAKS GUITARS" VE HİKAYESİ




En son bir YouTube haberi paylaşmışken, 2008’de, YouTube’ta tıklanma rekorları kırmış bir videonun hikayesini anlatarak devam etmek istiyorum. Şarkı, ABD’nin havayolu şirketi United Airlines için bir krize sebep olduğundan, oldukça ilgi çekici bir hikayeye sahip. Aynı zamanda, sosyal medya araçlarının, oluşabilecek krizlerde ne derece önemli rol oynadığının da çok güzel bir örneği diye düşünüyorum.

Hikayeyi ayrıntılandırırsam; söz konusu kriz, Kanada’lı müzisyen Dave Carrol’un, United Airlines’in, yolculuk sürecinde kendisinin gitarını parçaladığını iddia etmesi üzerine başlıyor. Carrol, kendisinin ve arkadaşlarının, bagaj yetkililerinin gitarları Chicago’daki yol üzerinde parçaladıklarını gördüklerini iddia ediyorlar. Carroll daha sonra 3.500 dolarlık Taylor gitarının gerçekten de parçalandığını görmek için Chicago’ya gidiyor. Fox News’e verdiği röportajda da, gitarları el bagajlarına dahil etmenin zorluklarından bahsediyor.  Gitar hadisesinden ötürü Carroll, havayolu şirketine dava açma girişiminde bulunuyor fakat bunun yapılabilmesi için şirketin koştuğu “24 saat içinde başvurma” şartı buna engel oluyor.

Carroll’un söylediğine göre, havayolu şirketiyle yapılan verimsiz görüşmeler tam 9 ay sürüyor. Bunun üzerine Carroll, durumu anlatan bir şarkı besteleyip bir video oluşturmaya karar veriyor. Şarkıdaki şu söz de, anlatılmak istenenin netliği hakkında bilgi vermekte:

 “Başka bir şirketle uçmalıydım yahut arabayla yol almalıydım; çünkü United gitarları parçalıyor.” 

Aynı zamanda Sons of Maxwell grubunun da bir üyesi olan Carrol, birbirinin devamı olan ve aynı olayı anlatan iki şarkı daha yazıyor. “United Breaks Guitars (United Gitarları Parçalıyor) serinin ikinci şarkısı. Şarkı, 18 Ağustos 2009’da YouTube’tan kaldırılıyor.
Bu şarkı, Carroll’un, havayolu şirketinin müşteri hizmetleri yetkilisi Ms. Irlweg ile muhataplığını komik bir şekilde ele alıyor ve aynı zamanda Irlweg’in, şirketin ilkelerinin kusurluğunu kabul etmesini hedefliyor. Mart 2010’da United Breaks Guitar’ın 3. versiyonu da YouTube’tan kaldırılıyor. Olayla ilgili sonuncu şarkı; Carroll’un, kariyerinde zirveye ulaştığı için, durumdan oldukça memnun olduğunu ve aynı zamanda United’a, müşteri ilişkileri politikalarını değiştirmeleri konusunda yaptığı bir uyarıyı vurguluyor. Şarkı aynı zamanda, United çalışanlarının tamamının kötü olmadığına da değinerek şirketin gönlünü alıyor. Şarkının son sözünü yazacak olursam;

“United’ın değiştiğini söylüyorlar, öyle de umuyorum; hem eğer öyle değilse, sizinle kim uçar?”

Söz konusu videolar YouTube’a 6 Temmuz 2008’de yükleniyor ve bir günde tam 150.000 kez görüntüleniyor. Bu rekor, şirketin Carroll ile iletişime geçmesini ve yanlışlığın düzeltileceğine dair söz verilmesini sağlıyor. 9 Temmuz itibariyle yarım milyonun üzerinde bir tıklanma rekoru kıran video Ağustos 2009 itibariyle 5 milyon gibi bir rakama ulaşıyor. 2011 Şubat’ında bu rakam 10 milyona çıkıyor.

Medya ise şarkının çok süratli gelen başarısına ve United Airlines için küçük düşürücü bir PR vakasına yol açtığına dikkat çekiyor. Carroll’un United deneyimine ve yaptığı şarkıya olumlu bir tepki vermek adına, United Airlines temsilcisi, Carroll’un girişimini “mükemmel” olarak niteliyor. United Airlines’ın müşteri ilişkileri direktörü Rob Bradford ise Carroll’u arayarak özür diliyor ve videoların kurum içi eğitimlerde kullanılması için izin bile istiyor.
Meydana gelen krize yanıt olarak; United, yaşananlar sonucu, müşteri ilişkileri politikalarını tekrar gözden geçireceklerini belirtip yaşananlardan muhakkak bir ders çıkaracaklarını söylüyor.

Taylor Gitarları sahibi Bob Taylor da olaydan haberdar olduktan sonra Carroll’u arayıp ona 2 gitar hediye etmeyi teklif ediyor.

Carroll, protestosunun ulaştığı başarıdan ötürü, kendisine olan halk desteği için teşekkür ettiği ve şirket ilkeleri dahilinde sadece işini yapmaya çalıştığı Ms. Irlweg’e de daha anlayışlı bir şekilde seslendiği bir video yayınlıyor.

The Times’ın haberine göre; United’ın, jest olarak Thelonious Monk Jazz Enstitüsü’ne bağışladığı, gecikmiş bir tazminat olan 3000 dolar yine de United Airlines’ın zedelenen imajını geri getirmek için yeterli değil.

Kriz neticesinde, The Times’ın haberine göre, video yayınlandıktan sonra sadece 4 gün içinde, United Airlines’ın stok fiyatları, hissedarlar için % 10 oranına karşılık gelen 180 milyon dolar değerinde düştü. Buna karşılık, bazı analistler ise, bu düşüşün video ile direkt olarak ne derece ilgisi olabileceği üzerinde sorular da sormuşlardır.
2012 Ocak ayında, Carroll ve “United Breaks Guitars”, CBC/CNBC’de “Customer (Dis)Service” belgeselinde yer almıştır.

Görüldüğü gibi, sosyal medya, krizlerin meydana gelmesinin asıl nedeni olabileceği gibi, bir başka nedenden ötürü meydana gelen bir krizin, normalden çok daha hızlı bir şekilde yayılmasına da ortam hazırlamakta. Sadece yayımlanan bir tweet yüzünden bir kriz çıkabileceği gibi, çıkan bir kriz, bunu yayan milyonlarca tweet aracılığıyla da büyük bir felakete dönüşebilir.

Yukarıdaki örnek ise tüm dünyanın en çok takip ettiği sosyal medya platformlarından biri olan YouTube üzerinden sesini milyonlara duyurmuş bir krizi detaylandırıyor. Burada değerlendirilmesi gereken nokta, krize ne şekilde cevap verildiği. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, pek çok kriz, ustaca yönetilirse, büyük avantajlara dönüştürülebilir. Bu örnekte de, United Airlines, Carroll’un yaratıcı girişimine hızlı ve olumlu bir yanıt verip kendisinden birebir özür dileyerek, üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. Bunun yanında, müşteri ilişkileri politikalarında bir sorun olabileceğini Kabul etmesi ve bunları tekrar gözden geçireceğini belirtmesi; söz konusu videoları, kurum içi eğitimlerde kullanmak üzere yapıcı bir şekilde değerlendirme arzusu ve Jazz Enstitüsü’ne yaptığı bağış da, aslında üzerine düşenin fazlasını yaptığını göstermekte.

United Airlines, zedelediği imajını bir daha eski haline getirebildi ya da getiremedi; fakat milyonların haberdar olduğu bu krizi atlatma sürecini profosyonel bir şekilde yönettiği de bir gerçek.

Thursday, 26 July 2012

YOUTUBE KULLANICI YORUMLARINDA TRANSPARANLIĞA GİDİYOR




Bir kullanıcı adının arkasından, güvenlik kurallarını ihlal ederek Youtube’ta kaba ve olumsuz yorumlar yapan insanların kim olduğunu hiç merak ettiniz mi?
Eğer YouTube bir yolunu bulabilseydi artık merak etmenize gerek kalmayabilirdi.
Mashable tarafından yayınlanan bir rapora gore, YouTube, kullanıcılarını, bir video yüklerken ya da onlara yorum yaparlarken, gerçek isimlerini kullanmalarına zorluyor. Gerçek isim kullanmaya bir alternatif olarak YouTube, kullanıcılara bir fotoğraf ya da Google Plus hesaplarını kullanmalarını da öneriyor. Eğer bu öneri reddedilirse, kullanıcılar neden reddettiklerini de seçmek zorunda kalıyorlar. (Google’ın YouTube’u 2006’da 1.65 Dolara satın aldığını hatırlatmakta da fayda var.)
YouTube’taki ileriye dönük değişikliklere nazaran mühendis John Fisher şöyle düşünüyor: “Bu özellik, videolarınızın nasıl göründüğüne ve YouTube’da nasıl keşfedildiğine dair daha fazla seçenek sunuyor. Bununla birlikte, gerçek isimleri kullanmak herkes için geçerli değil. Belki insanlar sizi YouTube kullanıcı isimlerinizle tanıyor. Belki isminizin YouTube kanalıyla anılmasını istemiyorsunuz. YouTube’daki kullanıcı adınızı kullanmaya devam etmeniz için sadece “ Gerçek ismimi kullanmak istemiyorum” uyarısına tıklamanız yeterli.
YouTube’u, kimliklerini saklamak için kullananların çoğunluğu yüzünden, sosyal medya bir dereceye kadar internet dünyası üzerinde hakimiyet elde edebilmiştir. Kullanıcıların bazısı gönüllü olarak isimlerini ifşa ederlerken bir çoğu da yorumlarını, kendi oluşturdukları kullanıcı isimlerinin arkasından özgürce yapmaktadırlar. YouTube’un uygulamaya geçirdiği yeni özellikle, yapılacak olan  negatif yorumlar, bu yorumlara herhangi bir tepki alınmamasını sağlayacak önlemlerle yayımlanacak.
YouTube yorumcularının kendilerini deşifre etmelerine yönelik bu yeni özellik, aynı zamanda, sosyal medyadaki markalar ve tüketiciler arasında daha fazla bir transparanlık ve nezaketin önünü açıp açmayacağı sorusunu da akıllara getiriyor. Markalar, tüketicilerle iletişim kurarlarken ve onların istek ve ihtiyaçlarını dinlerken, genellikle Twitter, Facebook gibi sosyal medya araçlarını kullanırlar. YouTube, şirketler için öncelikli bir sosyal medya aracı değilken, yeni gelen bu transparanlık, eğer işe yararsa, daha misafirperver bir ortamın kapısını açabilir.
Jamar Hudson, PRNews

Wednesday, 25 July 2012

EDELMAN'DAN SOSYAL MEDYANIN PR'DAKİ GELECEĞİ ÜZERİNE YORUMLAR


Edelman Dijital’den David Armano ve eBay’in baş blogger’ı Richard Brewer-Hay’in, sosyal medyanın PR üzerindeki geleceği üzerine yorumlarına aşağıda yer vermek istiyorum. "Pr Rehberi" internet sitesinde rastlayıp okuduğum bu kaynak, iş dünyasındaki PR'ın kritik noktalarını, günümüz teknoloji harikası sosyal medya ile net bir şekilde ilişkilendirerek sektör ve geleceği üzerinde nokta atışlarında bulunuyor.
İyi okumalar.

“PR’ın geleceği neden PR’a benzemiyor.” Bu konuda beş ana eğilim ortaya çıkıyor:
1. PR’ın odağı daralacak. Armano, PR uzmanlarının büyük olasılıkla odaklanma ihtiyacı duyacağı bir tür iletişim dokunma noktalarını tanımlamak için, “mikro – etkileşimler” terimini kullanıyor. Temel olarak iletişim, daha küçük ölçeklerde gerçekleşecek; kitle anlayışı, bireysel anlayış kadar etkili olmayacak. Sosyal medyanın ön plana çıkması daha kısa dikkat aralığı anlamına geldi ve her bir bildirim veya sorunun gerçek zamanlı bir geri bildirime layık olduğu fikri giderek güç kazandı.

2. Halkla ilişkiler ve müşteri hizmetleri birlikte yürüyecek.Genellikle ikisi ayrı yönetilen birimler olsa bile, müşteri hizmetleri her zaman halkla ilişkilerle ilgili bir birim oldu. Kötü yürütülen müşteri hizmetlerinin, halkla ilişkiler kabusuna dönüşebileceği bir sosyal medya dünyasında, bu ikisinin daha yakın bir ilişkide bulunmaya ihtiyacı var, hatta belki de aynı birimde bulunmaya. Firmanızın iç yapısı tüketicilerin umurunda değil; onlar sadece kendilerini dinleyecek ve şikayetlerine cevap verecek birini ister.

3. Tartışmalar demografik öğelerden daha önemli olacak.Pazarlamacılar genellikle demografik bilgilere (yaş, cinsiyet vb.) güvenirler. Bu halkla ilişkiler için değerli bir strateji değildir. Gelecekte halkla ilişkiler, daha küçük, konu tabanlı tartışma grupları ve niş topluluklar arasında yaşayacak. Topluluklar ilgi alanları etrafında birleşip gelişecek.

4. PR daha proaktif olacak. PR departmanı sık sık bir kriz ile başa çıkmak için yöntemlerin geliştirildiği yer olarak görülür: Ancak genellikle bir şikayet ya da olumsuz durum ortaya çıktıktan sonra sorunlarla ilgilenir ve medyadan gelen eleştirilere yanıt verir. Zamanla, bu sistem PR’ın sahip olduğu kötü itibara büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Gelecekte, PR uzmanlarının insanların markaları hakkındaki düşünme biçimlerini şekillendirmek istediklerinde daha proaktif olmaları gerekecek. İnsanların şirketleri algılama şekillerini, sadece tartışmalara katılarak değil, aynı zamanda bu tartışmaları yönlendirerek etkilemek durumunda kalacaklar. Bu da toplum yönetimi görevlerinin ürün ekiplerinden uzağa ve PR’a doğru kayması anlamına gelir.

5. Sosyal medya eğitimi şart. Armano şöyle söylüyor: “Aptal olmayın, fakat korkak da olmayın. Hepimiz işimizi kaybetmekten bir tweet uzak konumdayız.” Bu PR uzmanlarının sosyal medya içerisinde birer saatli bomba oldukları anlamına gelmez. Armano’nun söylemek istediği sosyal medyanın pek çok geleneksel yönteme göre daha fazla riske girmek anlamına geldiğidir. Bunun da bir sonucu olarak eğitim organizasyonlar için kilit olmalıdır. İşletmeler sosyal medya için esnek kılavuzlara sahip olmalılar. Teknoloji ve en iyi yöntemler çok hızlı şekilde değişir, PR uzmanları da bu değişimlere hızla adapte olmalı ve tek bir yöntem ya da politikaya mecbur hissetmemelidir. Haber döngülerinin 5 ila 10 dakika arasında olduğu bugünün medya dünyasında özgürlük çok önemlidir.